Yarın bütün gün uyuyup yataktan çıkmamayı düşünüyorum.
Saçlarım uzamıyor.
Sigarayı bırakamıyorum.
Okunmayan kitabım kalmadı.
Parfumum bitti.
Annem eve gitmek istemiyor.
Telefonum çalmıyor.
Şarkı dinlemek istemiyorum.
Kilo almaya çalıyorum.
Bu yaz tatil yapmadım.
Kedim hala evine dönmedi.
Aşk bitti.
Kalbim tertemiz.
Ruhum delik deşik.
Yağmur yağıyor.
Saat sabahın 5i.
Yat zıbar kızım.
Peki.
23 Temmuz 2010 Cuma
8 Temmuz 2010 Perşembe
Sivrisinek mi Sigara mı ?
Sivrisinek mi Sigara mı ?
3 sene ailemden uzak yaşadığım üniversite hayatımın sonunda, annem yanıma taşınmaya karar verdi. Bizim hatunun Samsun'a gelmeye karar vermesiyle yeni bir ev aramaya başlamam şart olmuştu. Aradım, buldum da kısacık bir zamanda. Çatı katında her tarafı tahta, eğimli hoş bişey. Otantik mekan işte daha nolsun lan dedim evi tuttuk.
Zaten sevdiğim bu evin en güzel yeri tabi ki benim odam ehehe. Tavanı boydan boya tahta, yarısı eğimli yarısı düz, küçük pencereli bir oda işte. Eğimli kısma yatağımı, yastıklarımı, Rıfkımı(haşin, playboy bir koaladır kendileri) yeleştirdim; düz kısma ise kitaplığımı, çalışma masamı, ıvır zıvırımı. Yatak tarafında sarı, diğer tarafta ise beyaz ışık kullanıyorum. Penceremin önünde ise düşkünü olduğum Tarot kartlarım, mumlarım, tütsülerim duruyor.
Annem sigara içtiğimi Samsun'a geldiğinde öğrendi. Yediğim nutuklara,fırçalara hiç girmiyorum .. Neyse geceleri en büyük keyfim ,O yattıktan sonra pencerenin önünde dikilip, karanlıkta aya, yıldızlara karşı pöfür pöfür sigaramı içmekti. Evet gerçekten içmekTİ, ta ki bugüne kadar ..
Bugün tam oturmuşum kitabımı okuyorum; hatun koltuğunun altına rulo şeklindeki naylon sinekliği kıstışmış elinde 3 kutu de raptiye, dikildi başıma.
Neymiş efendim, geceleri sivrisinek ısırıyormuş, iyice bunalmış.. Evin tüm pencerelerine bu pencerelere ölçtürüp kestirdiği sineklikleri çakcakmışım.
Hassiktir! Birden beynimde şimşemkler çaktı; sanki sinek değil sigarasavar geliştirmiş kadın. Sigara içmemi engellemeye çalışıyor el altından. Ne çakalsın anne !
-Beni sivrisinek ısırmıyor ki anneciiiimm ..
-Kelebekler girip, odamda uçuşuyor, sevindirik oluyorum.
-Canım sıkılıyor, çatıdan tükürüyorum anne!
Neler dedim neler. Kadın ne Nuh diyor, ne peygamber… Bana da köle İsaura misali denileni yapmak düştü. Kalktım koltuğun tepesinden salonun camını açıp kiremitlerin olduğu çatıya çıktım. Gökyüzü tepemde birkaç komşu balkonda; başım dönmeye başlayınca hemen çömeldim. Sonra aklıma kılık kıyafetim geldi. Kıçımda her tarafı kalpli pembe pijama, üstümde pembe badi, ayağımda kelebekli çoraplar… Allah’ım aşağıya yuvarlansam da uyansam bu kabustan !
E yapacak bir şey yok artık görev belli, sinekliği gerip ilk raptiyeyi batırdım başladım taşla vurmaya.. Bir elimde taş, bir elimde raptiye umrumda mı dünya pehh !
Salon camını hallettikten sonra kalktım, tam benim odamın olduğu tarafa yürüyeceğim, popomun ağrısından duramıyorum ki, kiremitler kemiklerime kadar batmış ! Emekleyerek ilerleyim dedim ben de. Sirkte çalışsam en azından para kazanırdım be ! Neyse çatıdaki köşeyi döndükten sonra odamın camına ulaştım. Tam ayağa kalkıp minik üçgen penceremin tepesine tutunayım derken ayağım tekrar kaymaz mı ! Annem de odadan uzanmış pijamamın paçasından iki parmağıyla tutuyor. Sağol anne düşersem pijamam elinde kalır aman ne hoş bir görüntü. Tam o sırada attığım çığlıkla balkondaki teyzelerin, amcaların bana bakması bir oldu.
Komşu Teyze : -Kızım düşeceksin napıyorsun orda ?!
Ben: -İçerde bunaldım teyzecim, hip hop a sardım bu aralar, çıkıyım da çatıda ferah ferah dansediyim dedim.
Komşu Teyze : - Hop hoplucak mısın? Kızım çatıda hoplanır mı ?
Ağlamak istiyorum ya !! Bu nasıl bir işkencedir. Annem de kıs kıs gülmez mi? Eninde sonunda oflaya puflaya benim pencerenin de işi bitti. Ama iki yarım sineklik üst üste çaktım, pencerenin ölçüsünü yanlış almış bizimki demek ki birileri benden yana ehehe.
Son bir daha çatı etrafında dolanıp mutfak penceresinden içeri daldım. Onu da iç taraftan hallettim.
Anneciğim sen şimdi mışıl mışıl uyurken ben o iki yarım sinekliğin arasından incecik bileğimi çıkarıp sigaramı öyle içiyorum, küllerimi de hala dışarı atabiliyorum. Hatta izmaritimi anten kablosunu yanına düşürüp kablo yanmasın diye koluma taa omzuma kadar dışarı çıkarıp izmaritimi alıyorum, söndürüp çöpe atıyorum. Tatlı rüyalar sana. Seni seviyorum :)
30 Mart 2010 Salı
Yürü Be Kızım Kim Tutar Seni
Bugün sahilde paytak paytak yürüyen küçük bir kız çocuğu gördüm.
Ağzı kulaklarında, oradan oraya uçan bir serçeyi kovalıyordu.
Sonra ayagı taşa takıldı düştü.
Uzağındaydım düşmeden tutmak istedim ama yapamadım öylece izledim.
Kanayan dizlerine bakıp ağlamaya başladı.
Başını kaldırdı sanki serçeden medet umar gibiydi.
Serçeyse öylece bakıyordu durduğu yerden; sonra uçup başka tarafa kondu.
Bizim ufaklık umdugunu bulamayınca yaralarını umursamadan ayağa kalktı.
Serçeye doğru kıkırdayarak koştu; ellerini çırptı; tozlar uçuştu.
Vazgeçmemişti, sanki az önce düşen o değildi.
Yüzümde garip bir gülümseme "yürü be kızım kim tutar seni" diyebildim sadece ..
Ben bugün ne bir serçe gördüm, ne kan ne de uçuşan toz parçacıkları.
Ben bugün küçük İKİ kız çocuğu gördü mo sahilde.
O serçe hayat, tozlar dertlerimiz, taşlar engellerimiz bizim.
Evet belki paytak paytak yürüyoruz. Ama kalkarız biz; değil mi ?
Bu bizim hikayemiz.
Bu benim,
Kimi zaman küçüğüm kimi zaman büyüğüm, başka anadan babadan olan kız kardeşimin hikayesi..
Seni seviyorum Tuğçe'm :)
Ağzı kulaklarında, oradan oraya uçan bir serçeyi kovalıyordu.
Sonra ayagı taşa takıldı düştü.
Uzağındaydım düşmeden tutmak istedim ama yapamadım öylece izledim.
Kanayan dizlerine bakıp ağlamaya başladı.
Başını kaldırdı sanki serçeden medet umar gibiydi.
Serçeyse öylece bakıyordu durduğu yerden; sonra uçup başka tarafa kondu.
Bizim ufaklık umdugunu bulamayınca yaralarını umursamadan ayağa kalktı.
Serçeye doğru kıkırdayarak koştu; ellerini çırptı; tozlar uçuştu.
Vazgeçmemişti, sanki az önce düşen o değildi.
Yüzümde garip bir gülümseme "yürü be kızım kim tutar seni" diyebildim sadece ..
Ben bugün ne bir serçe gördüm, ne kan ne de uçuşan toz parçacıkları.
Ben bugün küçük İKİ kız çocuğu gördü mo sahilde.
O serçe hayat, tozlar dertlerimiz, taşlar engellerimiz bizim.
Evet belki paytak paytak yürüyoruz. Ama kalkarız biz; değil mi ?
Bu bizim hikayemiz.
Bu benim,
Kimi zaman küçüğüm kimi zaman büyüğüm, başka anadan babadan olan kız kardeşimin hikayesi..
Seni seviyorum Tuğçe'm :)
24 Mart 2010 Çarşamba
Bir Fincan Kahve Olsam

Türk kahvesi gibisi yoktur zaten.
Hem içilen hem içtikten sonra kalanıyla "fal" denilen maksat- muhabbete vesile olan bir içecek daha yok sanırım.
Yeri gelir bir milyon olmuş kafanın kendine gelmesine sağlar kahve.
Yeri gelir yorgunluk sonrası ehli keyif bir insan gibi hissettirir kendini sana.
Ama en önemlisi yalnızlığı paylaştırır.
Bazen en hoş sohbetler kahve sayesinde edilir.
Dedikodular onunla yapılır.
Bu aralar yalnız içiyorum artık.
Tüm özlediklerime eheh
Sizi hep seveceğim kızlarrr
Hepinizde hatrım kalsın (:
Kanlı Masallar
Size,
Babasıyla yatan Pamuk Prenses'in,
camdan ayakkabıya sığabilsin diye parmaklarını kesen üvey kardeşlerinin,
Uyuyan Güzel'i öperek değil tecavüz ederek uyandıran prenslerin kanlı masallarından yazıyorum.
Şimdi,
Kaldır ismimi tüm mutlu sonlardan;
Kimse beni çocuk aldatmacalarında kullanmasın artık.
Karmaşık
veya
Sarmaşık ...
Babasıyla yatan Pamuk Prenses'in,
camdan ayakkabıya sığabilsin diye parmaklarını kesen üvey kardeşlerinin,
Uyuyan Güzel'i öperek değil tecavüz ederek uyandıran prenslerin kanlı masallarından yazıyorum.
Şimdi,
Kaldır ismimi tüm mutlu sonlardan;
Kimse beni çocuk aldatmacalarında kullanmasın artık.
Karmaşık
veya
Sarmaşık ...
19 Ocak 2010 Salı
Yoksa Büyüdün Mü Küçük Kız
Yoksa Büyüdün mü Küçük Kız?
Yoksa...Yoksa Büyüdün mü Küçük Kız?
Bu gördüğüm sen misin?
Ne oldu sana böyle küçük kız , nasıl kıydın kendine? Kaynakwh: Kaynakwh:
Hangi duvarın dibinde kursuna dizdirdin o ele avuca sığmayan, o kartallar gibi yükseklerden ucan tutkularını?
Hani o pırıl pırıl bakışların , o kocaman gözlerindeki ışıklara ne oldu?
Hangi pazarda sattın, o bütün bedeni rüzgara tutulmuş bir yaprak gibi titreyen saf öfkelerini?
Kim çaldı senden o kalbinin derinliklerinden kopup gelen kahkahalarını ?
Nerede unuttun yüreğinin bütün gücüyle sarsılmaları?
Nerede şiirlerin, nerede kaldı şiir gibi yaşamın,nerelere gömdün içinde kopan kıyametleri?
O engin kadınlığının üzerine geçirdiğin zırhın anahtarını nereye attın küçük kız?
Nasıl çıkarıp atabildin ruhundaki insanları mıknatıs gibi çeken o pozitif enerjiyi ?
Kadehlerin kadife yumuşaklığında tokuşturulduğu dost sohbetlerindeki ışıldayan gülüşüne ne oldu?
Küçücük mutlulukları bile "işte hayat bu?" diyerek büyük bir sevinçle karşılayan sen, nasıl olup ta vazgeçtin hayata asılmaktan?
Bir masum öpücüğü bile kutsallaştıran derin duygularını, ne çabuk kaldırıp attın içinde yarattığın çöp dağlarının bir yerine?
Ölum bile korkarken senden bir zamanlar, nereden aklına geldi şimdilerde Azrail'le komşuluk senaryoları?
Kim öğretti sana kinden ve intikamdan kaleler inşa etmeyi, kim girdi kanına ki nefret eder oldun o her birini birer roman kahramanı kadar sevdiğin insanlardan?
Hangi tozlu raflarda unuttun, hayatı daha da şiirselleştirmek üzere uykularını feda ettiğin projelerini ?
Hangi hayat katilinden öğrendin , seni sen yapan yanlarına bir profesyonel gibi tetik çekmeyi?
Ne oldu da ağır gelmeye başladı sana , boynunda mahallenin delisi olduğunu haykıran madalyayı taşımak?
Kimler fısıldadı kulağına, daha otuzuna gelmeden hayata sırtını dönmen gerektiğini ?
O kadar kolay mı olacaktı, çılgınlıkları adsız bir mezara gömerek akıllı uslu bir kadın olmayı başarmak ?
Nasıl kıyabildin aşka, kimler vazgeçirdi seni delişmen sevdalarından hangi teoriyle ikna ettiler seni görkemli sevişmelerinden uzak durman için ?
Bir gezgin, bir şehir gerillası iken, küçük bir eve , bir çocuğa ve seni asla anlamayacak bir kocaya, sahip olan iyi bir kadın oldun sen yani?
Aman tanrım!
Hatırlıyor musun? Bir aksam vaktiydi ve o kocaman gözlerinle bakarken bana; "büyüme sakın küçük kız" demiştim sana .
Yoksa...
Yoksa, beni dinlemedin de , büyüdün mü şimdi sen
Halim BAHADIR
------------
Büyümek kim ben kim diyordum ya hani.
Al işte bak nolmuş?
Çok istiyordun ya büyümeyi.
Al işte.
Masalları bırakamadın ama kötü kahraman olmaya alıştın.
Koştun düştün yaralandın ağladın.
Eskiden gülmelerine kimse aldırmazdı. O halinle sevilirdin.
Şimdi gülüşün bile eğreti duruyor ki insanlar "her halta gülüyorsun" diyorlar !
Eskiden yalanların da masumdu. " Yalan kandırdım" derdin. İnsanlar affederdi.
Kimden öğrendin koskoca yalanları.
Kurtla kuzu masalındaki kuzu gibi gösterdin insanlara kendini.
Kimin aklına gelirdi onlar masum masum uyurken asıl senin kurt olabileceğin?
Kimin aklına gelirdi uykularında sıcacık atan kalpleri kurt misali dinleyeceğin?
Kim dedi ya sana büyü diye !
Kim zorladı seni koskoca bir hataya ?
Kim sürgün etti seni ..
Kim söyledi siyah saçlarının rengini değiştirmeni, yetmiyormuş gibi onları kesmeni.
Yaptıkların hep nefretinden mi, kininden mi ?
Nerden biliyorsun, belki içinde biyerlerde hep kötülük vardı ?
Zaten "hayata 1-0 yenik başladım" diyen sen değil miydin ?
Böyle mi alıyorsun hıncını ?
Kendini göz göre göre öldürerek ...
Yoksa...Yoksa Büyüdün mü Küçük Kız?
Bu gördüğüm sen misin?
Ne oldu sana böyle küçük kız , nasıl kıydın kendine? Kaynakwh: Kaynakwh:
Hangi duvarın dibinde kursuna dizdirdin o ele avuca sığmayan, o kartallar gibi yükseklerden ucan tutkularını?
Hani o pırıl pırıl bakışların , o kocaman gözlerindeki ışıklara ne oldu?
Hangi pazarda sattın, o bütün bedeni rüzgara tutulmuş bir yaprak gibi titreyen saf öfkelerini?
Kim çaldı senden o kalbinin derinliklerinden kopup gelen kahkahalarını ?
Nerede unuttun yüreğinin bütün gücüyle sarsılmaları?
Nerede şiirlerin, nerede kaldı şiir gibi yaşamın,nerelere gömdün içinde kopan kıyametleri?
O engin kadınlığının üzerine geçirdiğin zırhın anahtarını nereye attın küçük kız?
Nasıl çıkarıp atabildin ruhundaki insanları mıknatıs gibi çeken o pozitif enerjiyi ?
Kadehlerin kadife yumuşaklığında tokuşturulduğu dost sohbetlerindeki ışıldayan gülüşüne ne oldu?
Küçücük mutlulukları bile "işte hayat bu?" diyerek büyük bir sevinçle karşılayan sen, nasıl olup ta vazgeçtin hayata asılmaktan?
Bir masum öpücüğü bile kutsallaştıran derin duygularını, ne çabuk kaldırıp attın içinde yarattığın çöp dağlarının bir yerine?
Ölum bile korkarken senden bir zamanlar, nereden aklına geldi şimdilerde Azrail'le komşuluk senaryoları?
Kim öğretti sana kinden ve intikamdan kaleler inşa etmeyi, kim girdi kanına ki nefret eder oldun o her birini birer roman kahramanı kadar sevdiğin insanlardan?
Hangi tozlu raflarda unuttun, hayatı daha da şiirselleştirmek üzere uykularını feda ettiğin projelerini ?
Hangi hayat katilinden öğrendin , seni sen yapan yanlarına bir profesyonel gibi tetik çekmeyi?
Ne oldu da ağır gelmeye başladı sana , boynunda mahallenin delisi olduğunu haykıran madalyayı taşımak?
Kimler fısıldadı kulağına, daha otuzuna gelmeden hayata sırtını dönmen gerektiğini ?
O kadar kolay mı olacaktı, çılgınlıkları adsız bir mezara gömerek akıllı uslu bir kadın olmayı başarmak ?
Nasıl kıyabildin aşka, kimler vazgeçirdi seni delişmen sevdalarından hangi teoriyle ikna ettiler seni görkemli sevişmelerinden uzak durman için ?
Bir gezgin, bir şehir gerillası iken, küçük bir eve , bir çocuğa ve seni asla anlamayacak bir kocaya, sahip olan iyi bir kadın oldun sen yani?
Aman tanrım!
Hatırlıyor musun? Bir aksam vaktiydi ve o kocaman gözlerinle bakarken bana; "büyüme sakın küçük kız" demiştim sana .
Yoksa...
Yoksa, beni dinlemedin de , büyüdün mü şimdi sen
Halim BAHADIR
------------
Büyümek kim ben kim diyordum ya hani.
Al işte bak nolmuş?
Çok istiyordun ya büyümeyi.
Al işte.
Masalları bırakamadın ama kötü kahraman olmaya alıştın.
Koştun düştün yaralandın ağladın.
Eskiden gülmelerine kimse aldırmazdı. O halinle sevilirdin.
Şimdi gülüşün bile eğreti duruyor ki insanlar "her halta gülüyorsun" diyorlar !
Eskiden yalanların da masumdu. " Yalan kandırdım" derdin. İnsanlar affederdi.
Kimden öğrendin koskoca yalanları.
Kurtla kuzu masalındaki kuzu gibi gösterdin insanlara kendini.
Kimin aklına gelirdi onlar masum masum uyurken asıl senin kurt olabileceğin?
Kimin aklına gelirdi uykularında sıcacık atan kalpleri kurt misali dinleyeceğin?
Kim dedi ya sana büyü diye !
Kim zorladı seni koskoca bir hataya ?
Kim sürgün etti seni ..
Kim söyledi siyah saçlarının rengini değiştirmeni, yetmiyormuş gibi onları kesmeni.
Yaptıkların hep nefretinden mi, kininden mi ?
Nerden biliyorsun, belki içinde biyerlerde hep kötülük vardı ?
Zaten "hayata 1-0 yenik başladım" diyen sen değil miydin ?
Böyle mi alıyorsun hıncını ?
Kendini göz göre göre öldürerek ...
Büyüme Sakın Küçük Kız
Küçücük kağıtlardan, renkli kalemlerden, bir tebessümden, daha dün açmış bir kır çiçeğinden mutlu olmayı başardın; ama, hayatı ciddiye alamamayı başaramadın. izafet.Com - Büyüme Sakin Küçük Kiz Kendin gibi yaşamayı başarabileceğin bir şato yarattın içinde, ancak sızmaları engellemeyi başaramadın yine de. Kendi şatonun mutsuzluk kulelerinde intiharı deneyip durdun be küçük kız.
Adını koyamadığın mutluluğa giden yollarda kayboldun. Hayat denen balta girmemiş ormanın karanlık labirentlerinde bulamadın kendini. Yabancı rüzgarlar konuk oldu dallarına daha çok.
Çocuk oldun üzdüler, büyüdün kaldıramayacağın kadar ağır sorumluluklar yükledin kendine, hata yaptığındaysa affetmediler seni.
Boş verdin kendine biraz da, büyük hayallerin peşinde harcadın bir daha geri gelmeyecek anılarını. Hiçbir zaman olmayacak olanı, insanların seni anlamasını beklerken, muhteşem bir hata daha yaptın ve kırıldın, üzüldün, ağladın.
Severken yürekli sevdin. Ancak ak kağıt üstünden kayıp gitti yazdığın aşk şiirlerin ne yazık ki. Yanlış, korkak yüreklerde yer aradın sevgine.
Uzun sürerdi yolculukların ve dönüşlerinde her dem taze olurdu insan sıcaklıkları ile yoğrulmuş küçük öykülerin. Seni sen olduğun için seven ne kadar az insan varmış çevrende. Belki de nedeni buydu, dostlarının sayısının bir elin parmaklarını bile geçemeyişi.
Kitap okumayan, şiir sevmeyen, sokaklarında kimsesiz kedilere tekme atan insanların yaşadığı bir ülkede, şiir gibi yaşamaya kalktın hayatı. Ve böyle bir ülkede, anlayamadın kafayı yememek için, insanın bir tahtasının eksik olmasının gerekliliğini.
Ne kötülük tohumlarının gizini çözebildin, ne de çiçeklerin bile zehirli olabileceği geldi aklına. Uzatılan her eli sıcak sanmaktan alamadın kendini. Sahte gülüşlere yer yoktu hayatında, şaha kalkmış sevinçlerinin hemen yanında, yakıcı bir hüzün de bulunurdu duru bakışlarında.
Berbat bir acemi, su katılmamış bir amatör olarak atıldın kavgalarına. Nedeni buydu belki de, yolunun düştüğü her cephede aldığın yenilgilerin. Planı hiç yapılmamış kaçışlardı aslında küçük kız, kanayan kentlerin birinden diğerine yaptığın yolculukların. Yoksa sen de, aynı anda her yere yağmaya kalkan şaşkın bulutlar gibi miydin küçük kız?
Ne yaparsan yap; ama, büyümeye kalkma sakın küçük kız.
Büyürsen, şaşkın, hesapsız, acemi, özgürlüğe bile bağlanmaktan korkan bir gezginini daha kaybedecek dünya...
Halim BAHADIR
--
Halim Bahadır'ın içinde küçük öykülerinin olduğu "Büyüme Sakın Küçük Kız" kitabı şimdi lise defterlerimin arasında kaldı.
Hiç ışık görmeyen bir odada yaşıyordum resmen.
Evin salon kısmı nerdeyse hiç ilgimi çekmeyen kısmıydı.
Odamdan müzik sesi hiç kesilmez; bir gram güneş içeri girmez; perdeler asla çekilmezdi.
Yalnızlığıma hayrandım o zamanlar.
Annemle aynı evde yaşayan iki yabancı gibiydik.
Yazmalarım bitmezdi. Çoğunu hiç kimse bilmezdi.
Yazdığım bi kompozisyon beğenilip dergide yayınlanmasına karar verildiğinde tanışmıştık kitap kurdu abimle.
Haftada en az 3 kez uğrardım yanına. Yeni gelen kitaplardan konuşurduk uzun uzun.
Dost olmuştuk.
O hediye etmişti bu kitabı bana.
"Büyüme emi" demişti.
"Büyürsen; yoksa büyüdün mü küçük kız? derim sana" dedi.
Sonra annemle şehirden ayrılmaya karar verdik.
Dostumla vedalaştım şehirle vedalaştım.
Küçük kızla da vedalaşmışım bilmiyordum.
Ama öğrenecektim.
9 Ocak 2010 Cumartesi
En Kötü Kabus
Heralda bundan daha çok korkamazdım bi rüyada.
Herşey öyle gerçek gibiydi ki.
Hayatımdaki bütün sevdiklerimi öldürüyordu biri.
Hep ensemydi ama yüzünü hiç göremedim.
En sonunda Zeynep'imin odasının ışığının yandığını görünce odasına girdim.
Girince ışıklar söndü. Zeynep oracıkta yatıyordu. Kapının arkasındaydı hissediyordum.
Bile bile kapıyı kapattım. Gördüğüm sadece elindeki koskocaman ekmek bıçağıydı.
Birden karnıma sapladı.
Ölmüştüm biliyordum.
O an rüya olduğunu anlayıp uyanmak istedim.
Uyandığımda hala ölü gibiydim
Bir süre kıpırdayamadım bile.
O kadar korkmuşum ki çocuk gibi ışığı bile açamadım.
Şimdi ışık açık odanın orta yerinde oturuyorum.
Ve hala korkudan titriyorum :/
Herşey öyle gerçek gibiydi ki.
Hayatımdaki bütün sevdiklerimi öldürüyordu biri.
Hep ensemydi ama yüzünü hiç göremedim.
En sonunda Zeynep'imin odasının ışığının yandığını görünce odasına girdim.
Girince ışıklar söndü. Zeynep oracıkta yatıyordu. Kapının arkasındaydı hissediyordum.
Bile bile kapıyı kapattım. Gördüğüm sadece elindeki koskocaman ekmek bıçağıydı.
Birden karnıma sapladı.
Ölmüştüm biliyordum.
O an rüya olduğunu anlayıp uyanmak istedim.
Uyandığımda hala ölü gibiydim
Bir süre kıpırdayamadım bile.
O kadar korkmuşum ki çocuk gibi ışığı bile açamadım.
Şimdi ışık açık odanın orta yerinde oturuyorum.
Ve hala korkudan titriyorum :/
6 Ocak 2010 Çarşamba
Ölmeden Öldüm [ küFrenses masaLı ]
Ben sadece hayakurancı bi küfrensestim
Gökkuşağından renkli hayallerimi demledim
Üstüne bir tutam hazan ekledim
Bir parça deli kahkahası attım
Yetmedi biraz gözyaşı damlattım
Doldurdum hepsini cadı kazanına
Helal olsun aşkta kazanana
Derken geçtim aynanın karşısına
Cevabını bildiğim soruyu sormam boşuna
Ayna dayanamadı ağzını açtı konuşmaya
Vurdum kırdım yetmedi saydım sövdüm
Bu arada bizim iksir kaynamış
Denedim tadı ağır
Bir düğüm gibi şimdi boğazımda
İksir etkisini göstermeye başladı
İçimdeki küçük kız gök yüzünü taşladı
Bu masal hepsinden başkaydı
İsyanım O'na değil aşkaydı
Uzaktan çoktu yanına koştum gittim yoktu
Anlamıyorum ki geç miyim ben erken mi
Benim dünyam bu gezegen mi
Aşk bir yıldız gibi sadece teğet geçti
Ruhum hep ihtiyar bedenimse gençti
Birden kalbim örümcek bağladı
Ay gökyüzüne oturup bana ağladı
Şimdi sırça köşküme saklandım
Geceleri akan yaşlarımda aklandım
Bu illet beni öldürmez korkmayın
O zaman nasıl yaşarsın diye sormayın
Arka bahçem dolu artık mayın
Güleceğim tekrar son çarşambasında çıkmaz ayın
Düşlerimi birine hediye ettim
Şimdi o da kayboldu onlarla
Kalbim üflediğim mum ateşi gibi titrerken
Dudaklarımdan dökülen cümlenin nesnesi O
Ve ben yara beremle seviyorum O'nu
Bulamayacak kimse panzehirimi
Ne zümrüdü anka kuşunun kanadında
Ne kaf dağının ardında
Ne de uyandırmak için öptükleri mühürlü dudağımda
Başkaları beklerken beyaz atlı prensini
Ben kaybettiğim kötü kahramanıma üzüleceğim ..
Gökkuşağından renkli hayallerimi demledim
Üstüne bir tutam hazan ekledim
Bir parça deli kahkahası attım
Yetmedi biraz gözyaşı damlattım
Doldurdum hepsini cadı kazanına
Helal olsun aşkta kazanana
Derken geçtim aynanın karşısına
Cevabını bildiğim soruyu sormam boşuna
Ayna dayanamadı ağzını açtı konuşmaya
Vurdum kırdım yetmedi saydım sövdüm
Bu arada bizim iksir kaynamış
Denedim tadı ağır
Bir düğüm gibi şimdi boğazımda
İksir etkisini göstermeye başladı
İçimdeki küçük kız gök yüzünü taşladı
Bu masal hepsinden başkaydı
İsyanım O'na değil aşkaydı
Uzaktan çoktu yanına koştum gittim yoktu
Anlamıyorum ki geç miyim ben erken mi
Benim dünyam bu gezegen mi
Aşk bir yıldız gibi sadece teğet geçti
Ruhum hep ihtiyar bedenimse gençti
Birden kalbim örümcek bağladı
Ay gökyüzüne oturup bana ağladı
Şimdi sırça köşküme saklandım
Geceleri akan yaşlarımda aklandım
Bu illet beni öldürmez korkmayın
O zaman nasıl yaşarsın diye sormayın
Arka bahçem dolu artık mayın
Güleceğim tekrar son çarşambasında çıkmaz ayın
Düşlerimi birine hediye ettim
Şimdi o da kayboldu onlarla
Kalbim üflediğim mum ateşi gibi titrerken
Dudaklarımdan dökülen cümlenin nesnesi O
Ve ben yara beremle seviyorum O'nu
Bulamayacak kimse panzehirimi
Ne zümrüdü anka kuşunun kanadında
Ne kaf dağının ardında
Ne de uyandırmak için öptükleri mühürlü dudağımda
Başkaları beklerken beyaz atlı prensini
Ben kaybettiğim kötü kahramanıma üzüleceğim ..